google.com,pub-1575366590751865,DIRECT,f08c47fec0942fa0
 

TARIHIN IZINDE

İlber Ortaylı

tarihin izinde.jpg

TARIHIN IZINDE

"Bazı tarihçilerimiz vardır, diyorlar ki mesela, 'Osmanlılar Arapça kullanmış, Farsça kullanmış.' Hâlbuki Osmanlı'nın Arapça bileni, bugün bizim İngilizce bilenimiz kadardır.""Bize Türkiye ismini 12. asırda İtalyanlar koymuştur. Ülkenin çoğunluk halkı Türk olduğu için bize Türkiye, "Türkü Mania" gibi isimler koymuşlar. Ama biz kendimize ısrarla Rum, Romen demeye devam ettik. Çünkü bu Roma imparatorluğu'nun bir devamıdır. İstanbul'u fetheden Fatih de kendisini Kaiser-i Rum (Doğu Roma İmparatoru) ilan etmiştir. Ama bununla beraber tabii ki o da Türktür.""Sultan Abdülaziz'in öldürüldüğü kanısındayım. Çünkü Sultan Abdülaziz bir kere çok dindar. Dindar adamlar kolay intihar etmiyorlar. Abdülaziz yaşamayı seven biri...""Vahdeddin ve Atatürk karşı karşıya gelmişlerdir. Ama dost oldukları zaman da vardır. Kim ne derse desin son padişah hazineyi soyup gitmedi. Gittiği yerlerde de Türkiye devleti aleyhinde faaliyette bulunmadı, söz söylemedi.""Din ile devletin ayrılması Yahudi ve Müslümanlıkta imkânsızdır. Çünkü her iki dinde de din insanların yirmi dört saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, nasıl temizleneceklerini, karı-koca arasındaki ilişkiyi ve tabii ki devletle olan ilişkiyi ayarlar."Ülkemizin değil dünyanın en önemli tarihçilerinden İlber Ortaylı "Tarihin İzinde" dolaşıyor, kafa kurcalayan sorulara cevaplar veriyor ve ezberleri bozuyor.

İlber Ortaylı 

SEYAHATNAME

Evliya Çelebi

seyahatname.jpg

SEYAHATNAME

Evliya Çelebi 25 Mart 1611’ de Unkapanı’nda dünyaya gelmiştir. Ailesi aslen Kütahyalı olup fetihten sonra İstanbul' a yerleşmiştir. Bunun yanında Sandıklı, Bursa ve Manisa' da mülkleri olduğu bilinmektedir.

Tatlı dilli ve şair ruhlu olduğu için hizmet ettiği padişahlar tarafından sevilen Evliya Çelebi, Kanuni Sultan Süleyman ile bir çok sefere çıkmış, II. Selim ile Kıbrıs fethine katılmış, I. Ahmet zamanında Kabe'nin altın oluklarını yapmış ve ayrıca Sultan Ahmet Camii'nin süsleme işlerinde de çalışmıştır.

Evliya Çelebi’ de genç yaşta seyahat merakının başladığı görülür ve bu merakın temeli ilk olarak babası Derviş Mehmet Zilli’nin anlattığı hikayelerdir.

Sonunda bir gün bahsedilen o meşhur rüya gelir ve Evliya Çelebi’nin hayatında yeni bir dönem başlamış olur. 1630 yılının Muharrem ayının aşure gecesi İstanbul' da Yemiş İskelesi yanında ki Ahi Çelebi Camii’nde Hz. Peygamberi görür ve huzurunda "şefaat ya resulullah” diyeceğine “ seyahat ya resulallah” der ve peygamberimiz tarafından seyahat ve şefaat ile müjdelenir.

Bu olay sonrasında imparatorluğun izniyle önce İstanbul' u sonrasında da koca imparatorluğu adeta bir baştan bir başa dolaşır, gittiği yerler hakkında ne gördüyse ne öğrendiyse biraz abartılı biraz mizahi ama tatlı ve sıkıcı olmayan bir dille anlatır.

Seyahatname, tarih, coğrafya bilgisi, iktisat, folklör, yollar, hamamlar, evliyalar, menkıbeler, binalar, medreseler, hastahaneler, iklimler, dil, yiyecekler ve kısacası kültür ve hayatın içinde yaşayan her türlü unsurdan örülmüş zenginliklerle doludur.

Seyahatname, sadece bizim için değil başka milletler ve ülkeler için de kaynak olmuştur. Bu nedenle Almanca, Bulgarca, Farsça, Fransızca, İngilizce, Rusça, Yunanca ve Sırpça gibi dillere çevrilmiştir.

Seyahatname Evliya Çelebi'nin kendi anlatımıyla başlamıştır. Kendi diliyle anlatılan bu seyahatname de ilk önce meşhur Adıyaman anlatılmaktadır ve sonrasında aşağıdaki başlıklar teker teker ele alınarak ilgili yerler ve konular hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir.

Seyahatname’de yer alan başlıklar;

- Osmanlı Devletinin ortaya çıkışı
- İstanbul’ da olan garip ve acayip tılsımlar hakkındadır
- Denize ait tılsımlar
- Eski sarayın hayat suyu
- Büyük Ayasofya'nın yapılışı, sanat özelliği ile eni boyu
- Süleymaniye Camii
- Karahisari’nin yazısına övgü
- Evliya Çelebi’nin çocukluğu
- İstanbul’daki bu ustalık sahibi üstatlar
- İstanbul’daki hastahaneler
- Bursa, Bursalılar, Osmanlı Şehzadelerinin mezarları
- İstanbul’dan İzmit seyahat
- Sürmene, Günye, Çoruh Irmağı
- Defterdar Zâde Mehmet Paşa efendimizin Mevlevi Vezirle münakaşası
- Akşehir
- Konya
- Urfa
- Malatya
- Bitlis
- Tokat
- Amasya
- Erciş’ ten İstanbul' a seyahat
- Danişmentlilerin başkenti Niksar
- Fla Kalesi
- Kızılhisar
- Eski büyük şehir Atina
- İnebahtı Kalesi
- Ohri Kalesi
- Kütahya
- Manisa
- Maraş
- Eski Kale ve eski kıble olan Beytulmukaddes
- Medine’ den Mekke’ ye gidiş
- Sultan Selim Şah İsmail ile Çaldıran' da Sultan Selim' in kardeşlerini ve kardeşlerinin çocuklarını şehit ettiğidir
- Sultan Selim Mısır' a giderken Mercidabık’ ta Sultan Gavri ile savaşması
- Muhiddin-i Arabi’nin mezarı
- Mısır’ da olan bitki ye benzeyen yiyecekleri beyan eder
- Mısır' da olmayan sanayiden, yiyecek, içecek ve tahıllardan haber eder

Evliya Çelebi Seyahatname’yi en son Seyahatim Hakkında başlığı altında okurları için düştüğü notlar ile bitmiştir.

Evliya Çelebi

TARİHİN GÖLGESİNDE

Taha Akyol-İlber Ortaylı

tarihin_gölgesinde.jpg

TARIHIN GÖLGESINDE

Gazeteci Yazar Taha Akyol soruyor, Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden İlber Ortaylı geçmişe ve günümüze dair akılda kalan sorulara, gündemi sarsacak cevaplar veriyor...

Kanuni Sultan Süleyman'dan Hürrem Sultan'a, dizilerde yanlış anlatılan Harem'den Osmanlı Medeniyeti'nin inceliklerine, Arap Baharı'ndan Osmanlı'nın modernleşme sürecini anlatan "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı"nın detaylarına, Ortadoğu'daki Yahudi Sorunu'ndan İsrailoğulları'nın tarihine, Osmanlı Padişahları'nın özelliklerinden Hanedan'ın Sürgün Öyküsü'ne tarihle alakalı pek çok sorunun cevabı İlber Ortaylı'nın tartışmalara yol açacak sözleriyle...

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE DEVRİ
Kanuni Sultan Süleyman diğer padişahlardan ayıran özellikler neydi?
Batılılar neden Harem'i çarpıtarak anlatıyorlar?
Şehzade Mustafa'nın katlinde Hürrem Sultan'ın rolü nedir?
Osmanlı'nın Türk düşmanı olduğu yalanını, kimler neden çıkardı?
Matbaanın Osmanlı'ya geç gelmesinin gerçek nedenleri nedir?

İMPARATORLUĞUN EN UZUN YÜZYILI
16. yüzyılda dünyaya hâkim olan Osmanlı 19. yüzyılda neden "hasta adam" durumuna düşüyor?
19. yüzyıl neden Osmanlı İmparatorluğu'nun "En Uzun Yüzyılı"dır?
Osmanlı'da sanayi devriminin gerçekleşmemesinin ardında ne gibi gerekçeler var?
Sultan Abdülhamit'in tarihimizdeki önemi nedir?

İSRAİLOĞULLARI VE YAHUDİ TARİHİ
Hıristiyan Ortaçağı'nda ortaya çıkan Yahudi düşmanlığının sebepleri nelerdir?
İsrailoğulları ilk defa nerede ortaya çıktılar? Neden sürgün edildiler ve nereye gittiler?
Yahudilerin dünyayı ele geçirme planlarının yazılı olduğu iddia edilen Siyon Protokolü gerçek mi?
Osmanlı Sarayı'nda Musevi doktorların seçilmesinin sebebi nedir?
Osmanlı'nın Yahudileri iskan politikası doğru muydu?
Arap milliyetçiliği nasıl doğdu?

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MİLLİ MÜCADELE
Osmanlı Birinci Dünya Savaşı'nda neden yenildi?
Anadolu'dan başlatılan bu küçük hareket nasıl oldu da başarılı oldu?
Lozan Antlaşması'yla ilgili tartışmalara dair yorumlarınız nedir?

Ve daha birçok sorunun cevabı TARİHİN GÖLGESİ'nde..

Taha Akyol ve İlber Ortaylı 

ÇANAKKALE GEÇILMEZ

Recep Şükrü Apuhan

çanakkale geçilmez.jpg

ÇANAKKALE GEÇILMEZ

Çanakkale Savaşı′nı her yönüyle ele alan bu kitabı; heyecan, gurur, hüzün ve zevkle okuyacaksınız.

Harita ve fotoğraflarla desteklenen Çanakkale Geçilmez, titiz bir çalışmanın ürünü. Kitapta, “Bu vatan ya senindir ya da hiç kimsenin!” şiarıyla kazanılan Çanakkale Savaşı′nın sebepleri, sonuçları, düşman kuvvetleri sahip olduğu muazzam silah gücü, savaşta yaşanan duygulu anlar, Anadolu insanının cesareti, fedakârlığı, vatan sevgisi ve sabrı tüm canlılığı ile satırlara yansıtılıyor.

Çanakkale Geçilmez, I. Dünya Savaşı′nda Çanakkale Cephesi’nin açılma sebepleri ve bu cephenin önemiyle başlıyor. Sonra 18 Mart 1915 Deniz Zaferine ulaşan yol ve o büyük günün ayrıntıları tüm canlılığıyla anlatılıyor. Ardından, 25 Nisan 1915 günü başlayan kara savaşı, tüm ayrıntıları ve isimsiz kahramanların öyküleriyle ele alınıyor.

Mehmetçiğin eşsiz kahramanlığını ve fedakârlığını ortaya koyan Çanakkale Geçilmez, tarihini araştırmayı sevenler, ecdadının fedakârlıklarını, o engin merhametini merak edenler ve atalarına vefa borcunu bir parça da olsa ödemek isteyenler için vazgeçilmez bir eser.

Çanakkale Geçilmez, arkadaşı Emin′e “Yaz gelecek, kış gelecek, yağmur yağacak, çiçekler açacak, ot bitecek, çalı bitecek üstümüzde. Her gün biraz daha toprağa karışacağız. Nasıl dövüştüğümüzü anlat, anlat atanın, obanın başını eğdirmediğimizi” diyen isimsiz kahramanların, ölüme gidilen, ölümden dönülen yerler olan siperlerin öyküsü…

Çanakkale Geçilmez, “Çekiyorum tetiği… Çekiyorum… Çekiyorum… Tüfek patlamıyor, ateş etmiyor… Tüfek bozuldu herhalde dedim, bak hele dedim yanımdaki arkadaşıma, benim tüfek bozulmuş… Bir baktı benden yana. Senin parmak gitmiş… dedi” diyerek yaptığı o büyük fedakarlığı, mahcup bir şekilde anlatan Ezineli Halil′in öyküsü…

Recep Şükrü Apuhan 

BILINMEYEN HITLER

Aytunç Altındal

bilinmeyen hitler.jpg

BILINMEYEN HITLER

Aytunç Altındal, Bilinmeyen Hitler'deki "yeni" belgeler, bulgular ve bilgilerin iktidara geldiği 1933 yılına kadar Hitler'in hayatından kesitler sunuyor. "Hitler'in bir iş kazası" olmadığını, Nazilere yolunu açan esrarengiz bir Okült Örgütle ilişkilerini, bu örgütün kurucu ve yöneticisinin hiç değinilmemiş yönlerini gün ışığına çıkarıyor. "Thule Gessellschaft" adıyla bilinen bu gizli örgütün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff, çift taraflı bir casus ve aynı zamanda Bektaşi ve Masondu.
Tarihçilerden kendisini on yıllarca gizlemeyi başaran Hitler'in "yol göstericisi" ve "rakibi" olan Sebottendorff Türk vatandaşıydı ve Hitler'i iktidara getiren esrarengiz örgütü ilk kez İstanbul'da kurmuştu. Hitler'in hiç bilinmeyen bu yönünü Alman ve İsrailli araştırmacılar da ilk kez bu kitaptaki belgelerden öğrenmişlerdir.

Aytunç Altındal 

CUMHURIYETIN ILK YÜZYILI

İlber Ortaylı ve İsmail Küçükkaya

cumhuriyetin ilk yüzyılı.jpg

CUMHURIYETIN ILK YÜZYILI

İlber Ortaylı tarihi kitaplarına bir yenisini daha ekliyor ve bu sefer Cumhuriyet’imizin ilk yüz yılını kaleme alıyor. 1923’den 2023 kadar uzanan yani geçmişten başlayıp gelecekle ilgili düşüncelerini de paylaşıyor.

Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı kitabı 2. Abdülhamid zamanından başlıyor ve o zamanlar ki modernlik arayışlarını ve genç subayların hareketlerini anlatıyor. Dahası sonra Cumhuriyet’in kuruluşunu ve sonrasını işleyen kitap yakın geleceğin muhasebesi ile tamamlanıyor.

İsmail Küçükkaya’nın sorduğu sorular ve İlber Ortaylı’ın cevapları ile şekillenen kitapta Babıali Baskını ile başlayan darbeleri, yürürlüğe giren yasaları, Türkiye’nin temel sorunları olan Kürt sorunu, irtica ve daha birçok konuya el atıyor.

Yakın Cumhuriyet tarihi hakkında farklı bir kitap arayanlar için mükemmel bir kitap.

İlber Ortaylı ve İsmail Küçükkaya

SULTAN VAHIDÜDDIN

Necip Fazıl Kısakürek

sultan_vahidüddin.jpg

SULTAN VAHIDÜDDIN

Vahidüddin olmasaydı Türk İstiklal Savaşı olmayacak ve kurtuluş sağlanamayacaktı!"Evet; milli şahlanışın başında 14 - 15 ve Cumhuriyetin ilanında 19 yaşında bir çocuk olan biz, bunca yıl boyunca gördüğümüz, işittiğimiz, okuduğumuz ve mânalandırdığımız şeylerin yekûnu olarak şu hükme varmış bulunuyoruz ki; Birinci Dünya Harbi felaketi ve İmparatorluk devletinin çöküşünden sonra Türk haklarını sağlamak yolunda milli bir şahlanışa ilk olarak meydan açma fikri, bu hareketin şefliğini yapan Mustafa Kemal Paşa'dan önce ve onun şahsında Sultan 6. Mehmed Vahidüddin'indir. Yani aynı hareketin, vatan hainliğiyle suçlandırdığı adamın... Bu iddiayı tam bir fikir namusuyla ana tezimiz olarak başa alıyor ve en ince teferruatına kadar ispatını boynumuza borç biliyoruz."

Necip Fazıl Kısakürek 

İSTANBUL'UN TARIHI,KÜLTÜRÜ VE YAŞAMI

Richard Tillinghast

istanbul tarihi,kültürü ve yaşamı.jpg

İSTANBUL'UN TARİHİ,KÜLTÜRÜ VE YAŞAMI

Yazar, araştırmacı ve seyyah Richard Tillinghast, 50 yıla dayanan gözlemleri ve yaptığı kapsamlı araştırmalar ışığında İstanbul’un imparatorluklar şehrinden bir metropole dönüşümünün hikâyesini anlatıyor. Şehrin Bizans, Osmanlı ve Türk köklerinden beslenen sanatının, mimarisinin, kültürünün, tarihinin, edebiyatının ve mutfağının bütün detaylarına iniyor. Tillinghast rehberliğinde şehrin sokaklarını, müzelerini, saraylarını, camilerini, kiliselerini, restoran ve çarşılarını gezerken hem Konstantinopolis’i hem de İstanbul’u bir arada yaşadığınızı hissedeceksiniz.
 
Roman tadındaki bu kitapta Bizans imparatorları, din adamları ve saray eşrafının hayaletleri Osmanlı sultanları, şairler ve dervişlerle kol kola geziyor. İstanbul’un tarihi, kültürü ve yaşamı hakkında bir rehber niteliğinde olan bu kitabı okuduğunuzda Şehirlerin Kraliçesi İstanbul’u yeniden keşfedeceksiniz.

Richard Tillinghast 

SIYASETNAME

Nizam'ül Mülk

siyasetname.jpg

SIYASETNAME

“Küfr ile belki amma zulm ile payidar kalmaz memleket”

Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah dönemleri Büyük Selçuklu Devleti için çok büyük bir önem arz etmektedir. Özellikle Melikşah dönemi, devletin en parlak dönemi olarak görülmektedir. Elbette dönemin başarılı bir dönem olmasında Büyük Vezir Nizamü’l-Mülk’ün katkısı büyüktür. Dolayısıyla, Nizamü’l-Mülk’ün eseri olan “Siyasetname” hem tarihsel bağlamları açısından hem de günümüzde hala devam eden etkisi açısından incelenmeye değer bir yapıttır. Nizamü’l-Mülk, eserinde Sultan’a sadece öğütler ve tavsiyelerde bulunmakla kalmamış, aynı zamanda da eksikler ve olması gereken düzen hakkında dikkate değer bilgiler vermiştir. Ayrıca, Niccolo Machiavelli’nin “Prens” eserinden yaklaşık 400 yıl önce yazdığı eseri, Prens kitabından çok daha kapsamlı ve detaylı yönetim incelemeleri içerdiğinden önemli bir eserdir.

Siyasetname, Arapça “siyaset” ve Farsça “mektup”, risale anlamına gelen “name” kelimelerinden türetilmiş olup devlet yönetimiyle ilgili eser anlamı taşımaktadır. Tarihten günümüze kadar, her dönemde, yöneticilerden adil ve merhametli olmaları beklenmiştir. Ancak farklı dönemlerde, farklı yöneticilerin, tebaaya zulmettiği ya da adil davranmadığı da çoğu kez görülmüştür. Elbette, bu tarz devlet ya da yöneticilerin ömürleri pek de uzun olmamıştır. Bu bağlamda, komutanlar, ilim adamları veya devlet adamları yöneticilere, iyi bir hükümdarın nasıl olması gerektiği ve devletin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda öğütler vermek amacıyla yazılar yazmış ve bu yazılar siyasetname geleneğini oluşturmuştur. Siyasetnameler sadece Türk devletleri geleneğinde değil başka devletlerde de kendini göstermektedir. Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetname adlı eseri de bunları amaç edinerek, Melikşah’ın isteği üzerine yazılmıştır. Elli bir fasıldan oluşan eser, Büyük Vezir’in ölümünden sonra Melikşah’ın eline geçmiş ve birçok eser arasından, en önemli ve en iyi olanı olarak seçilmiştir. Nizamü’l-Mülk, hükümdara öğütler vermekle kalmayıp, aynı zamanda devlet idaresine ilişkin değiştirilmesi gerekenleri de eserinde belirtmiştir. Geçiş süreci yaşayan bir devlet ve toplumda, Fars geleneklerini ve İslamî ilkeleri devlete empoze etmiştir. Bu dönemde bürokrasi, topluma yabancılaşmıştır. Bu nedenle Büyük Vezir, bu mekanizmanın ıslahına Siyasetname eserinde geniş yer vermiş ve çeşitli önerilerde bulunmuştur.

Melikşah, vezirlerinden ülkeyi en iyi şekilde idare etmesi, din ve dünya işlerinde gerekli tedbirlerin alınması, kendi yaşam kurallarını, siyasi ve dini davranışlarını dayandırabileceği bir kitap yazmalarını istemiştir. Kısacası, Siyasetname bu talebe cevap olarak ortaya çıkmıştır. Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetname’sinde eski Hind siyasi düşüncesi ile karışmış İran (Sasani) gelenekleri yatmaktadır. Yapıtta, sultana sadece öğüt ve tavsiyeler verilmekle kalınmamış, sisteme önemli katkıda bulunabilecek ciddi tekliflerde getirilmiştir. Başka bir deyişle, “olması gerekenler” hakkında somut, pratik ve uygulanabilir önlemler önerilmiştir. Ayrıca yapıt, dönemin devlet ve bürokrasi yapısı, yöneten-yönetilen ilişkisini ve muhalif söylemleri de yansımaktadır. Bu yönüyle, şüphesiz ki yapıtın tarihsel bir değeri bulunmaktadır.

Nizamü’l-Mülk yönetimin gerekliliği konusunda, Siyasetname’nin daha birinci bölümüne başlarken devletin gerekliliği ve padişahın konumu hakkında şu tespitlerde bulunmaktadır: “Allah her asır ve zamanda halkın içinden birini seçerek onu padişahlık sanatlarıyla (becerileriyle) övülmüş ve süslenmiş kılar. Dünya işlerinden ve kullarının huzurundan onu sorumlu kılar; fesat, karışıklık ve fitneyi ortadan kaldırır. Onun haşmet ve heybetini insanların gönüllerinde ve gözlerinde genişletince, ondan emin olarak devletin devamını isterler.” Bu bağlamda, Nizamü’l Mülk’e göre yönetim, Allah tarafından yöneticiye verilen ve her dönem için gerekli olan bir olgudur.

Devleti, hükümdarın mülkü olarak tanımlayan Nizamü’l-Mülk, devletin görevleriyle ilgili olarak hükümdarlara ilk olarak şu tavsiyede bulunur: “Kanallar açmak, belli başlı ırmaklara yataklar kazmak, büyük sulardan geçiş için köprüler yapmak, köyleri ve tarım alanlarını mamur kılmak, surlar inşa etmek, yeni şehirler kurmak gibi cihanın imarı ile ilgili şeyler yapsın; güzel oturulacak yerler vücuda getirsin; ana yollar üzerinde ribâtlar, ilim talipleri için medreseler yapılmasını emretsin; tâ ki, adı daima kalsın; bu işlerin sevabı öteki dünyada onu bulsun, reâya daima (hayır) dualar etsin”.

Bürokrasi konusunda ise Büyük Vezir, genel yaklaşım olarak bürokrasiyi dizginlenmesi gereken bir güç olarak görmekte ve bürokrasinin halka yönelik baskıcı tutumunu bir sorun olarak algılamaktadır. Dördüncü bölümün (fasılın) sonunda, padişahın bürokrasiyi sıkı sıkıya denetlemesi gerektiğini şu sözlerle ifade eder: “ Binaenaleyh padişah her daim memurların ne yapıp eylediklerinden haberdar olup tuttukları yolları, törenlerini, yörelerini iyi bellese, bir kanunsuzlukları yahut haddi aşmaları durumunda bir dem görevde tutmayıp derhal azletse ve işledikleri cürüm mesabesinde, diğerlerine gözdağı vermek için, onları cezalandırsa gerektir.”

Nizamü’l- Mülk’ün kadınlar konusundaki tutumu da kati’dir. Ona göre, tarihin bütün devirlerinde hükümdarın karısı hükümdara egemen olduğunda rezalet, şer, fitne ve fesattan başka bir şey ele geçmemiştir. Bu konuda çeşitli hadisler ve hikâyeler anlatır. Örneğin bir hadiste şöyle buyrulduğunu belirtir: “İşlerinizde kadınlarla istişare ediniz; doğru yapmak için omlar işin nasıl yapılması gerektiğini söylüyorlarsa tam tersini yapınız.” Bu bağlamda, aslında günümüzde bile ataerkil toplum düzeninin de etkisiyle bu durumun bir nevi devam ettiğini söylemek mümkün. Bu kadar keskin olmasa bile kadınların yönetimde bulunma ya da söz sahibi olma oranı çok düşük. Bu durum geçmişten gelen bir geleneğin devam ettiğinin bir göstergesi olabilir.

Siyasetname Nizamü’l- Mülk’ün tabiriyle, “Hem nasihat, hem hikmet, hem destan, hem Kur’an tefsiri, hem peygamber sözleri, hem peygamber kıssası, hem geçmiş adil padişahların maceralarıdır. Bizden evvelkilerden haber verirken kalanlardan meyveler devşirir. Uzun olmasına uzun, lakin özlüdür ve adil hükümdarlara yaraşır yazılmıştır”. Nizamü’l- Mülk devlet teşkilatında idari, mali ve askeri alanlarda aldığı tedbirler ve düzenlemeler sayesinde Büyük Selçuklu Devleti’ni ortaçağın en sağlam teşkilatlı devleti haline getirdiği gibi, kurduğu bu kurumlarında bir takım değişikliklerle diğer Türk devletlerine model olmasını sağlamıştır.

Nizam'ül Mülk

TARİHİ DEĞİŞTİREN ASKERLER

Ali Çimen

tarihi_değiştiren_askerler.jpg

TARIHI DEĞIŞTIREN ASKERLER

Kimileri ulvi olduğuna inandıkları amaçlar için silaha sarıldı; Halid Bin Velid, Sultan Mehmet gibi... Kimileri dünyayı fethe çıktı; Cengiz Han, Atilla, Napolyon ve Hitler gibi... Kimileri dünyayı, kendisini fethe çıkanlardan kurtarmak için cepheye koştu; Patton ve Eisenhower gibi... Kimileriyse yeni bir dünya kurmaya soyundu; Büyük İskender, Sezar ve Atatürk gibi... Kanun aşığı Sultan Süleyman'dan sıcak denizler hülyasıyla yanıp tutuşan Çar Büyük Petro'ya, kızıl rejimini korumak iteyen Stalin'den, Yeni Dünya'nın zenginliğiyle gözleri dönen Cortes'e değin onlarcası; hepsi askerdi.Tarihi Değiştirenler Serisi Ali Çimen'in kaleminden Timaş'ta okuyucuyla buluşmaya devam ediyor...

Ali Çimen 

OSMANLI SARAYINDA HAYAT

Ilber Ortayli

pc_216_edited.png

OSMANLI SARAYINDA HAYAT

Topkapı Sarayı, devasa bir imparatorluğun, üç kıtayı üç buçuk asır yönettiği merkez Osmanlı'nın en parlak, en sönük; en muhteşem, en acı; en neşeli, en hazin günlerinin şahidi... Burada her köşenin bir hikâyesi vardır, her hatıranın bir izi.Sarayda, Osmanlı padişahına selam vermek istemeyen Rus elçinin başına gelenlerden Enderun'daki talebelerin sabah uyanışına; padişahın bir gününü nasıl geçirdiğinden merasimlerdeki muhteşem disipline kadar neler yaşanmamıştır ki Osmanlı Sarayı'nda Hayat, Topkapı Sarayı'nın şahit olduğu nice hâdiseyi tarihin karanlık sayfalarından günümüze ilber Ortaylı'nın o hoş üslubuyla aktarıyor.Kitabın sayfalarını çevirirken yeniçerilerin Divan Meydanı'ndaki nidalarını, aşçıların saraya yemek yetiştirme telaşlarını duyacaksınız. Canına kıyılan padişahın çığlığı ile ürperecek, yeni doğan bir şehzadenin şenlikleriyle neşeleneceksiniz. Hırka-i Saadet ziyaretleriyle hislenecek, III. Selim'in musiki nağmeleriyle rahatlayacaksınız.Sarayda yaşananları; kulaktan dolma bilgilerden, dedikodulardan, ikinci sınıf romanlardan değil, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı ilber Ortaylı Hoca'dan öğrenmek ve Osmanlı tarihine sarayın penceresinden bakmak için sizi eserin sayfalarına davet ediyoruz. Topkapı'yı turistlerden evvel kendimize öğretmek için.

Ilber Ortaylı

TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Samih Nafız Tansu 

0000000374301-1_edited.jpg

TEŞKİLAT-I

MAHSUSA

Abdülaziz intihar mı etti, yoksa öldürüldü mü?
Jöntürkler İstanbul’da nasıl teşkilatlanmışlardı?
31 Mart Vakasının arka planında neler vardı?
Milletlerarası Siyonist Teşkilatı’nın amaçları nelerdi?
Birinci Dünya Savaş’ına nasıl girdik?
Gizli teşkilatımızın en mühim ajanı kimdi?
Malta zindanlarında kimler vardı?
Milli Müdafaa Grubu nasıl kuruldu?
Milli cephelerin silahları ve teçhizatı nasıl temin edildi?
Son Osmanlı hükümdarı nasıl kaçtı?
 
“Çok mühim şahsiyetlerin özel hayatlarına dair bu sahneler, okuyucularımızın gözleri önünde daima iki devri, İmparatorluk ile mütareke yıllarını ve bu iki devrin perde arkasında bugüne kadar gizli kalmış pek mühim meselelerini aydınlatacaktır.”
Emekli Süvari Albayı Hüsamettin Ertürk
 
Bu ve benzeri soruların cevapları o dönemin en önemli tanıklarından birinin anlatımıyla günışığına çıkıyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Teşkilat-ı Mahsusa Başkanlığı ve Mütareke yıllarında Milli Müdafaa Grubu Başkanlığı görevlerinde bulunan emekli Süvari Albayı Hüsamettin Ertürk’ün hatırlarını zamanın önde gelen gazetecilerinden Samih Nafiz Tansu’ya anlatmasıyla hayat bulan eserde, iki devrin –Osmanlı’nın son dönemi (Mütareke Yılları) ve (Milli Mücadele dönemi)- karanlıkta kalan birçok olayı aydınlığa kavuşuyor.
Teşkilat-ı Mahsusa, o yıllarda dünyanın en güçlü ve en etkin örgütlerinden biriydi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika başta olmak üzere üç kıta da örgütlenen Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarının pek azı örgüt mensubu olarak tanınıyordu. Resmi üyelik listeleri bulunmamakla birlikte böyle bir listenin yayınlanması, Ortadoğu’daki birçok devlet adamını rahatsız edecekti.

Samih Nafız Tansu

ÜÇ KITADA OSMANLILAR

İlber Ortaylı

9604644601906_edited.jpg

ÜÇ KITADA OSMANLILAR

Geçmişten geleceğe tarihi gelişmelere ışık tutarken, tarihin bıraktığı izleri irdeleyen İlber Ortaylı Osmanlı'yı keşfetmeye devam ediyor. Ortaylı bu sefer okuru Osmanlı'yı "üç kıtaya hükmeden" yöneticileri ve yönetim şekliyle, Akdeniz dünyasındaki hakimiyetiyle, "millet" sistemiyle, 18. yüzyıl Avrupa'sında değişen devletler dengesindeki rolüyle ve şehirlerdeki yaşam biçimiyle kısacası kendine özgü kimliğiyle keşfetmeye davet ediyor...

"Osmanlı İmparatorluğu Marmara Bölgesi'nde küçük bir beylik olarak doğdu, gelişti; fakat bu ilk yılların üzerinden daha 150 yıl geçmemişti ki Balkanlar'da ve Ege'de hâkimiyeti tesis etti ve bu Balkan hâkimiyeti hemen hemen bugünkü Yunanistan'ın tamamını kapsadı. Çok kısa bir süre sonra Adriyatik, Tuna Nehri, Karadeniz kıyıları ve Mezopotamya'ya kadar uzandı.
İkinci asrında Akdeniz'in batı yakası hariç, kuzeyi ve Kuzey Afrika da dahil çepeçevre saran bir imparatorluk olmuştu. Yani başka bir deyişle, gerek müesseseleri, gerek hayatı, gerek üniversalist hâkimiyet anlayışı ve gerek coğrafyası itibariyle üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk oluştu...

Akdeniz dünyası üzerinde kurulu olan Osmanlı İmparatorluğu bu bölgenin son muhteşem imparatorluğuydu ve onu bütün kültürleri, bütün mirasıyla birlikte barındıran ve çağdaş dünyaya taşıyan, asıl tarihî vazifesi de bu olan bir imparatorluktu."

ilber Ortaylı

TARİHİ DEĞİŞTİREN BİLGİNLER

Ali Çimen 

1369313358_b.jpg

TARİHİ DEĞİŞTİREN BİLGİNLER

İngiltere'deki bilge cisimlerin yere düşmesinin ardındaki sırrı çözerken, Polonya'daki gezegenlerin rotasını tespit ediyor; İran'daki sayıların dilini keşfederken, İtalya'daki cisimlerin neden suya batmadığına kafa yoruyor; eski Yunan'daki tıbbın temellerini atmakla meşgulken; Fransa'daki insanoğlunu ölümcül kuduz mikrobundan kurtarmak için ter döküyordu..."Yerçekimi kaşifi" Newton'dan "gezegenler hakimi" Kopernik'e, "matematiğin prensi" Ömer Hayyam'dan "suyun gizli gücünü" ortaya çıkaran Arşimet'e, "tıbbın babası" Hipokrat'tan "kuduzun belalısı" Pasteur'e varıncaya dek, onlarca bilim adamı, yer kürenin dört bir yanında günümüz dünyasının bilimsel çatısını örmek için dinmek bilmez bir iştahla çalıştı. Kah Atomları, kah gezegenleri; bazen mikropları bazen de sayıları konuşturdular; tarihi değiştirdiler...

Ali Çimen

AVRUPA VE ASYA

İlber Ortaylı

34284_eedb8_1591594564_edited.jpg

AVRUPA VE ASYA

Türkiye Avrupaya ilk defa yanaşmıyor. Türkiye Avrupa ile ilk defa bir macera yaşamıyor. Türkiyenin dokuz yüz yıllık tarihi Avrupa ile beraberdir; bunu kimse unutmasın.

Bugün, Türkiyede Avrupa Birliği denen iktisadî ve siyasî oluşumun kültürel boyutu çok az tartışılmaktadır. Kültür bir hayat tarzını ve geçmiş kuşakların mirasını ifade ettiğine göre, Avrupa ve Türkiye bir uyum içinde midir? Tarihsel geçmiş, hal ve gelecek açısından bu uyum sorununun tartışılması şarttır. Oysa toplumumuzda hem idare edenler, hem de idare edilenler, Avrupa Birliğini sadece iktisadî refah, serbest işgücü dolaşımı konuları etrafında ve bir kısım çevreler de insan hakları gibi kurumlar açısından düşünmekte olup; asıl önemli sorunun tartışılmasından herkes kaçınmakta, belki de hoşlanmamaktadır.

Alman ülkesinden Kohl diye bir başbakan, "Biz bunları ne biliriz?" diyor. 18. yüzyılın sonunda, bunu hiç çekinmeden söylerim, bizimkinden edebî bakımdan daha kaliteli bir Kuran çevirisi yapılmış bir ülkede bunu söylüyor! Haberi yok o mirastan, o büyük oryantalist mirastan; yani biz de onları tanımıyoruz, onlar da bizi tanımıyorlar, tanımamakta ısrar ediyorlar.

Prof. Dr. İlber Ortaylı okuyucuyu karşılaştırmalı bir siyasal, toplumsal ve kültürel tarih gezisine çıkardığı bu eserinde, her zamanki akıcı üslubuyla ezberleri bozuyor, "tartışılmaz doğrular" olarak görülen pek çok konuda tabuları yıkıyor, hepimizi, yani Avrupa ve Bizi abartmadan, çarpıtmadan, gizlenmeden gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyor.

İlber Ortaylı

Kullanılan Kitaplar

OKUMADAN GEÇEN BIR GÜN YITIRILMIŞ BIR GÜNDÜR.

gizemli kişi