google.com,pub-1575366590751865,DIRECT,f08c47fec0942fa0
 

HAYATIM

Kazım Karabekir

hayatım.jpg

HAYATIM

Kazım Karabekir yakın Türk tarihinin en önemli devlet adamlarından birisidir. Asıl ismi Musa Kazım Karabekir'dir.

1882’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi’ni, Kuleli Askeri İdadisi’ni, Harbiye Mektebi’ni ve Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni bitirdikten sonra yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı.

31 Mart ve 1910 Arnavutluk Ayaklanması’nın bastırılmasında görev aldı. Balkan Savaşı’nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı.

1914’te yarbay rütbesine, Kerevizdere’de Fransızlar’a karşı 3 ay savaştıktan sonra da albay rütbesine yükseldi.

1916 yılında 18.Kolordu Komutanlığı’na, 1917 yılında Diyarbakır’daki 2. Kolordu Komutanlığı’na getirildi. Van, Bitlis, Elazığ cephelerindeki 2.Ordu Komutanlığı’na vekâlet ederken 1918’de Erzincan ve Erzurum’u, Ermeniler’den ve Ruslar’dan geri aldı. Daha sonra ise Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini ve Karaköseyi kurtardı. Aynı sene tümgeneral oldu.

Erzurum Kongresi’nin toplanmasında önemli rol oynadı. Kurtuluş Savaşı’nda Edirne Milletvekilliği ve Doğu Cephesi Komutanlığı yaptı.

1920’de Ermeni Ordusu’nu kesin bir yenilgiye uğrattı. Ermeni Hükümeti’yle Ankara Hükümeti adına Gümrü Antlaşması’nı imzaladı ve Kars’ın alınmasıyla korgeneral rütbesine yükseldi.

Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya Hükümetleri’yle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü.

Halk Partisinden ayrıldı. 1923 yılında İstanbul Milletvekili oldu.

17 Kasım 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın başkanlığına seçildi.

1946 yılında TBMM Başkanlığı’na seçildi ve bu görevi yürütürken 26 Ocak 1948’de Ankara’da öldü.

Kitabın ismi her ne kadar Hayatım ise de kitapta Kazım Karabekir Paşa’nın bütün hayatı anlatılmıyor. Sadece 1882 ile 1907 yılları arasındaki süreci yani yaşamının ilk 25 yılında tanık olduğu olayları okuyuculara aktarıyor.

Kazım Karabekir’ın ailesi, eğitim süreci, bu dönemde tanıdığı insanlar, gördüğü şehirler, Osmanlı Devleti’nin yaşadığı askeri başarılar ve başarısızlıklar, Enver Paşa ve Resneli Niyazi ile birlikte Balkanlarla komitacılara karşı yürüttükleri mücadele, Abdülhamid devri, hasılı sözünü ettiğimiz 1882 ile 1907 yılları arasında yaşamış birçok olay, bu olayların aktörleri, Kazım Karabekir Paşa’nın anılarında yer bulmuştur.

AŞKIN GÖZYAŞLARI III

Sinan Yağmur

kimya hatun.jpg

AŞKIN GÖZYAŞLARI III

Tebriz’de dünyaya gelen ve asıl ismi Muhammed olan Şems, asiliği ve kavgacı olması annesi tarafından dedesine benzetiliyordu. Annesi, dedesinin bu huysuzluğu ve geçimsizliği yüzünden ailesinin Horasan’dan buraya göç etmek zorunda kaldıklarını söylüyordu. Küçük yaşata medreseye giden Şems, 7 yaşında iken hafızlık eğitimine başlıyor ve kuranı tek okumada hafızasına yerleştiriyordu.

Bir gün teheccüt namazından sonra kuran okurken uyuyakalıyor ve gördüğü rüya sonucunda Kuran’ı açtığında Şems suresi ile karşılaşıyor. Bu nedenle kendisine Şems diye seslenilmesini istiyor o günden sonra adı Tebrizli Şems olarak telaffuz ediliyor.
Çocukluk döneminde Şems’e bir haller oluyor yemeden içmeden kesiliyor fakat gücü kuvveti hiç eksilmiyordu. Gasil haneler de yatıyor, tabut içinde sabahlayıp ölümü düşünüyordu. Bir aşk arıyordu.

Çareyi Şam’a göndermekte buluyor babası. Şam’a giden Şems aradığı aşkı orada da bulamayınca genç yaşta şehir şehir, ülke ülke gezip aşkını arıyor. Bu sırada hacca gidiyor ve arayışına orada da devam ediyor. Şam’da kaldığı zamanlarda hocasının aradığı aşkı Konya’da bulacağını söylemesi sonucu Konya yollarına düşüyor. Zorlu yolculuğundan sonra Konya’ya varan Şems, herkesin dilinde olan önünde saygı ile eğildikleri Mevlana ile camide karşılaşıyor. Aradığı aşkı bulduğuna inanan Şems, Mevlana’ya bir soru soruyor ve Mevlana ile göz göze geldiği an oraya yığılıp kalıyor. Gözünü açığında Mevlana’yı dibinde buluyor ve birlikte Mevlana’nın medresesine gidip orada baş başa kalarak halvette bulunurlar. Şems aradığı aşkı bulduğuna emin olmadığından Mevlana’yı istekleriyle sınıyıp, kendisine şarap ve kadın getirmesini istiyor. İsteklerini yerine getirince Şems anlıyor ki; diğer şeyhlerden farklı biriydi Mevlana, aradığı aşkın ta kendisiydi.

Gün geçtikçe bağlanıyorlardı birbirlerine namazlarını hiç geçirmeden günlerce oruç tutarak geçiriyorlardı zamanlarını. Bu durum halkın hiç hoşuna gitmiyordu Mevlana’yı göremez ve onunla konuşamaz duruma gelmişlerdi. Şems’e içten içe kızıyorlardı Mevlana’yı onlardan uzaklaştırdığı için. Şems bu durumun farkına varınca oradan sessizce ayrılmaya karar verir. Memleketi Tebriz’e oradan da Afganistan topraklarında divane gibi gezer. Mevlana ise Şems’in terk edişiyle deliye döner, Şam’a gider fakat izine rastlayamaz. Kendisini odalara kapatarak günlerce çıkmaz dualar eder ve sonunda yatağa düşer. Halk bu durumdan çok şikâyetçi olur ve Şems’in dönmesini isterler. Mevlana bir mektup yazar ve gönderir. Şems, onun bu hasretine daha fazla dayanamayarak cevap yazıp Konya’ya dönmeye karar verir.

Şems döndüğünde, Konya bayram yerine döner ve Mevlana’yla kavuşurlar. Halvetlerine devam edip namazlar kılıp oruçlar tutarlar. Mevlana Şems’in tekrar onu terk etmesinden korkar ve onu Konya’ya bağlamak için üvey kızı Kimya ile evlendirir. Mutlu bir yaşam sürerler fakat çok geçmeden Kimya hastalanarak vefat eder. Bu durum Şems’i çok üzer ve divaneye döner. Tıpkı, Konya’yı terk ettiğinde Mevlana’nın suskunluğu gibi susmayı tercih eder. Artık Mevlana’yı daha iyi anlıyordu.

Eşi Kimya hatunun vefatından sonra Şems’e küçük bir çocuk tarafından bez içinde sarılı bir not gelir. Açtığında içinden bir taş çıkar. Bu taş Haşhaşilerin öldürmek istedikleri kişiye gönderdikleri taştır. Çocuk, Şems’in şekerciler hamamına gitmesini söyler.

Hana gittiğinde 7 odanın yedisinde de bir derviş durur. Her derviş ayrı bir soruyla karşılar Şems’i. Şems cevaplarıyla son odaya kadar varır. Bu odadaki son derviş Tebriz’de iken, şeyhlerini rezil ettiği için geldiklerini söyler. Öldürüleceğinin farkına varan Şems, son bir istekte bulunur. Mevlana ile son kez görüşüp vedalaşmak ister. Bu arzusu yerine getirilir ve Şems Mevlana’ya her şeyi anlatıp, vedalaşarak tekrar hana gelir. Dervişlerden, namazda iken öldürülmesini ister. Abdestini alıp namaza durur. Şems suresini okurken sırtına gelen bıçak darbeleriyle orada vefat eder. Naşını feracesine sarıp en yakın bir kuyunun içerisine atarlar. Fakat içlerinden birisi Mevlana’ya gidip Şems’in kuyuda olduğunu anlatır. Mevlana Şems’i oradan çıkarttırarak Meram’da bulunan bağ evinin bahçesine defnettirir.

Ertesi gün elinde yeşil bir mendille yaşlı bir adam kapıyı çalar. Mevlana mendili alır, içinden Şems’in Mevlana’ya yazdığı bir not çıkar ve Mevlana oraya bayılır.

Sinan Yağmur

DAHI DIKTATOR

Celal Şengör

dahi diktator.jpg

DAHI DIKTATOR

Atatürk hâlâ önemli mi bizim için? Çok önemli. Peki akıl bizim için önemli mi, aklımızı kullanmak zorunda mıyız? Buna verilecek cevap neyse, Atatürk'ün bugün bizimle ilgili olup olmadığı, onun adını hatırlayıp hatırlamamız, onun yaptıklarından ders alıp almamamız gerektiği ortaya çıkacaktır. Kendisinin de söylediği budur. Atatürk bize aklın neler yapabileceğini göstermiştir. Bunun mümkün olduğunu göstermiş; ama "Ben böyle diyorum, böyle yapın" dememiştir. Bilakis, "Ben hiçbir şey söylemiyorum, sadece aklınızı rehber edinin" demiştir. Yaptığı bütün inkılapların gayesi de aklın rehberliğinde Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağa uygun, bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline dönüştürmektir.Atatürk bir diktatör mü, değil mi? Son yıllarda yazılmış en iddialı Atatürk kitabı olmaya aday bu eserde bu ve daha birçok sorunun cevabını bulacaksınız.

Celal Şengör

STEVE JOBS

Walter Isaacson

steve jobs.jpg

STEVE JOBS

Kitapta gerçekten hayata sıfırdan başlamış bir insanın bir süre sonra bir dünya ikonu haline gelmesi anlatılmış. Steve Jobs evlatlık olarak kendi ailesi tarafından başka bir aileye verilen bir çocuk… Fakat evlatlık verildiği aileden her konuda destek görmüş ve onlara her istediğini yapmıştır. Daha lise döneminde yakın arkadaşıyla birlikte bir garaj da teknoloji üzerine bir şeyler üretmeye başlamış, ve aslında o günden bugüne kadar çok fazla gelişim gösteren bir kişi. Hırslı, sinirli, asabi ve kesinlikle çok başarılı ve tuttuğunu koparan bir insan. (Belki de başarının sırrı tüm bu özelliklere sahip olmaktır.) Steve Jobs bir arkadaşıyla birlikte henüz üniversite eğitimini tamamlamadan bir şirket kurmaya karar veriyor ve bu şirkete elma bahçelerinden aklına gelen “APPLE” ismini uygun görüyor. Bu şirkette etrafındaki kişilerle birlikte Macintosh diye bir bilgisayar üretiyorlar, fakat bu bilgisayar insanların isteklerine çok fazla yanıt vermiyor.


Apple bir maddi sıkıntı içine giriyor ve başka bir bilgisayar daha üretiyor. Sonrasında bu bilgisayarı ilkine göre daha fazla insan kullanıyor ve Apple ivme kazanıyor. Ancak bu dönemde Steve Jobs şirketi kurduğu arkadaşı Woznaik ile bir takım problemler yaşıyor ve kendi kurduğu şirketten bir anlamda kovuluyor. Birlikte çalıştığı insanlar onun çok zor bir insan olduğunu ve onlardan iş anlamında hep daha fazlasını beklediğinden şikayetçi oluyor ve kimse onunla çalışmak istemediğinden şirketten çıkmak zorunda bırakılıyor. O dönemler Steve Jobs için oldukça zorlu geçiyor fakat tabi ki de pes etmiyor ve Pixar diye bir şirkette çalışmaya başlıyor. Bu şirket Disney ile bir anlaşma imzalayarak animasyon filmleri hazırlayan bir şirkete dönüşüyor Steve sayesinde…

Bundan sonra ise her şey çok hızlı bir gelişim gösteriyor Pixar’ın hazırladığı filmler çok sayıda insan tarafından beğeniliyor ve çeşitli olaylardan sonra Steve tekrar kendi kurduğu Apple’ın başına geçiyor. Çünkü ondan sonra CEO olan insanlar Apple’ın ruhunu anlamıyor ve Apple gerçekten maddi anlamda zor bir uruma düşüyor ve şirketi bu durumdan kurtaran kişi Steve Jobs oluyor. Sonrasında çıkan yeni bir bilgisayar, İpod, İtunes derken Apple çok güçlü bir şirket haline geliyor. Jobs kendi kurduğu şirketi gerçekten bir ikon haline getiriyor. Apple hakkında müşterilerin tek şikayeti ürünlerin rakiplerine göre pahalı olması ama Apple artık son çıkardığı ürünlerle bunu da yenmiş gibi görünüyor. Yine de şunu unutmamak gerekir: Pahalı olan ürünler gerçekten iyidir.

Walter Isaacson 

ATATÜRK

Klaus Kreiser

atatürk.jpg

ATATÜRK

Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı bugüne kadar yerli ve yabancı birçok yazar tarafından anlatıldı bize. Osmanlı ve Türkiye tarihinin uluslararası düzeyde önemli uzmanlarından Klaus Kreiser'in çalışması, bu yığın içinde, öncelikle malzemesinin zenginliği, konuya hâkimiyeti, onlardan da önce soğukkanlılığıyla bunlar arasında ayırt edilecektir. Hamasi övgücülükten de, muhalif anlatıların keskinliğinden de uzak bir biyografi, elinizdeki. Büyük hükümler vermekten ziyade alçak sesle ve sakin konuşan, zamana ve insana dürüst bir ilgiyle bakan, nükteli, ferah bir anlatı. Yazarın deyişiyle asıl amacı, Mustafa Kemal'i tarihsel bağlamı içinde anlatmaktır. Klaus Kreiser, Atatürk'ün yaşam çizgisini "önceleri asker ve kendisini ulusal iradenin cisimleşmiş hali olarak gören bir siyaset adamı... daha sonraları ise dini ve dili, hukuku ve tarih anlayışını, kılık kıyafeti ve müziği derinden değiştirmek isteyen bir kültür devrimcisi..." olarak ele alıyor. "Atatürk'ün rejimi"ni, ağır bir "talim-terbiye diktatörlüğü" olarak tanımlıyor yine de, iki dünya savaşı arasının diktatörlük rejimlerinden farklı bir rejim olarak tasnif ediyor. "Başöğretmen"in otoriter karizmatik söyleminin, dinleyicilerinin "aklını başından almayı" hedefleyen bir hitabet olmadığını not ederken de benzer bir ayrım yapıyor Kreiser.Almanya'da kısa sürede ikinci baskısı yapılan kitap, öğrenciler için de araştırmacılar için de başvuru kaynağı niteliğindedir. Bu titiz biyografi, bize modern Türkiye'nin tarihini ve Atatürk kültünü yeniden düşünme fırsatı veriyor.

Klaus Kreiser

AMERIGO

Stefan Zweig

amerigo.jpg

AMERIGO

Hem düşsel hem de tarihsel karakterler üstüne yorumlarıyla tanıdığımız Stefan Zweig'ı derin karakter incelemelerine yönelten, psikolojiye ve Freud'un öğretisine duyduğu ilgidir. Beş tarihsel kişiliğin portrelerini içeren Yıldızın Parladığı Anlar, Fransız Devrimi'nde bir politikacının portresi niteliğindeki Joseph Fouché'yle birlikte Amerigo da Zweig'ın nesnellikten çok sezgiye dayanan yaşamöykülerinin en başarılarından biridir. Zweig, bu yapıtında, bugün Amerika adıyla bildiğimiz anakaranın bu adı alışının ardındaki inanılması güç rastlantılarla örülü 'yanlışlıklar komedyası'nı anlatır. Kristof Kolomb'un keşfettiği toprakların 'yeni bir dünya' olması gerektiği kanısına varan İtalyan denizci Amerigo Vespucci, ün peşinde koşan bir sahtekâr mıdır, yoksa adını tarihe yazdırmayı hak eden bir bilge mi? Zweig, esrar perdesini aralamaya çalışırken, Amerigo Vespucci'nin yaşamöyküsünü yaratıcı bir anlatıya dönüştürüyor, usta işi bir yapıt sunuyor bize.

Stefan Zweig

BIR GENÇ KIZIN ANILARI

Simone De Beauvoir

bir genç kızın anıları.jpg

BIR GENÇ KIZIN ANILARI

Çağdaş kadın yazarların en büyüğü olarak kabul edilen Simone de Beauvoir, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de sevilen, çok okunan bir yazar ve düşünürdür. Daha önce yayımladığımız "Kadın" (Le Deuxieme Sexe), "Kadınlığımın Hikayesi" (La Force de l'Age - La Force des Choses) ve ünlü romanı "Konuk Kız"ın (L'Invitee) kısa sürede büyük ilgi görmesi de bunu doğrulamaktadır.Şimdi de Beauvoir'ın en az öteki eserleri kadar seveceğiniz ve yayımlandığı her yerde büyük yankılar bırakmış olan bir başka büyük eserini sunuyoruz. "Bir Genç Kızın Anıları" (Les Memoires d'une Jeune Fille Rangee) genç kızlık çağının tüm sorunlarını en küçük ayrıntılarına kadar olanca çıplaklığı ile ele alan ve bir roman kadar rahat okunan bir eser.

Simone De Beauvioır

einstein.jpg

HAYATI,DÜŞÜNCELERI:EINSTEIN

Carlos I. Calle

HAYATI,DÜŞÜNCELERI:EINSTEIN

"Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır"Bilimin gizemleri sonsuz. Hep böyleydi, böyle olmaya da devam ediyor. Bu gizemlere en fazla yaklaşan insanlardan biri olan Albert Einstein uzay, mekan ve zaman kavramlarımızın algısını tamamen değiştirdi. Hayali Söyleşiler serisinin bu kitabıyla, Nobel Fizik Ödüllü bu olağanüstü zihin, şimdi de geçmişten günümüze sesleniyor.Dağınık saçları, çorapsız giydiği ayakkabıları ve dil çıkardığı ünlü fotoğrafı ile hafızamıza kazınan Einstein, barış yanlısı politik görüşleri ile olduğu kadar, evrendeki eşsiz uyuma hayranlık duyan özgür ve yaratıcı kişiliği ile de yaşadığımız dünyayı renklendiren eşsiz bir düşünür. Önsözünü, Wolf Vakfı Fizik Ödülü’nü Stephen Hawking’le paylaşan Roger Penrose’un yazdığı bu söyleşi kitabı daha önce okuduğunuz hiçbir bilim kitabına benzemiyor. Einstein’ın çocukluğundan okul hayatına, hayatına giren kadınlardan çocukları ile olan ilişkisine, müzik ve yelkencilik sevdasından, bilim dünyasında çığır açan teorilerine ve din anlayışına kadar Einstein ile yeniden tanışmanın tam zamanı!"İnsanlar kendileri karşı çıkmadıkça, hiçbir şey savaşları ortadan kaldıramaz."

Carlos I. Calle

MARIE ANTOINETTE

Stefon Zweig

marie.jpg

MARIE ANTOINETTE

Fransa Kralı XVI. Louis'nin karısı Marie Antoinette, uçarılığı, savurganlığı ve reform düşmanlığıyla halkın gözünde yoz soylu tipinin simgesi olmuş, Fransız Devrimi'nden sonra yaşamının geri kalan bölümünü Paris hapishanelerinde geçirmiş, 1793'te Devrim Mahkemesi'nce yargılanarak giyotinle idam edilmişti. Tarihsel karakterler üzerine benzersiz biyografileriyle tanınan Stefan Zweig, Marie Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi'nde, nesnellikten çok sezgiye dayanan bir yaşamöyküsü sunuyor okurlara. Psikolojiye ve Freud'un öğretisine duyduğu ilgi sonucunda derin karakter incelemelerinde ustalaşan Zweig, Marie Antoinette'in efsanevi kişiliğine bir psikoloğun sezgi gücüyle yaklaşıyor. Fransa'nın son kraliçesinin kısacık yaşamı üstündeki esrar perdesini kaldırarak "zoraki bir kahramanlık trajedisi" anlatıyor. Türkçe'de ilk kez yayınlanan Marie Antoinette'i Tevfik Turan'ın çevirisiyle sunuyoruz.

Stefan Zweig

NAZIM HIKMET

Asım Bezirci

nazım_hikmet.jpg

NAZIM HIKMET

Asım Bezirci, yıllarca süren sabırlı bir çalışmanın ürünü olan bu kitapta, Nâzım Hikmet´in yaşamını, şairliğini ve eserlerini ele alıyor. Dünya görüşü ile sanatı arasındaki bağı, şairliğinin gelişim evrelerini ortaya koyuyor. Bunları, Nâzım´ın eserlerinin ve Nâzım üstüne yazılmış kitap ve makalelerin dökümü tamamlıyor.

Denebilir ki, bu kitap, Nâzım üstüne yapılmış en zengin çalışmadır. Atilla Özkırımlı, Nâzım Hikmet çalışması için şu değerlendirmeyi yapmıştır: Bezirci´nin yapıtı kendi alanında tek derli toplu çalışma. Hasan İzzettin Dinamo bu çalışma için, İnsan, Nâzım üstüne aradığı her kitabı, her yazıyı bu hazinede bulabilir. demiştir.

Asım Bezirci 

BALZAC

Stefan Zweıg

1370189369_b_edited.jpg

BALZAC

“Belki de ilkgençlik dönemlerimden bu yana beni meşgul eden büyük bir eser yazmayı deniyorum: Balzac hakkında kalın bir kitap, bir yaşamöyküsü ve eleştiri. Muhtemelen üç, hatta dört yıl gerektireceğini biliyorum. Ama geriye  kalıcı bir şey bırakmak istiyorum, etkisini onyıllarca yitirmeyecek bir eser.”

 

Stefan Zweig’in, New York’a bir tren yolculuğu sırasında dostu Romain Rolland’a yazdığı satırlar bunlar... Sürgün hayatının son döneminde Zweig’la birlikte önce Amerika Birleşik Devletleri’ne, oradan da Brezilya’ya giden bu büyük eser, ilk kez 1946’da Stockholm’de yayımlandı. Balzac, ustanın başka bir ustaya saygı duruşudur.

Stefan Zweig

TARİHE ADINI YAZDIRAN 100 BÜYÜK ROMANCI

Sabri Kaliç

9073004478514_edited.jpg

TARİHE ADINI YAZDIRAN 100 BÜYÜK ROMANCI

Türkiye`nin ilk ve tek Nobel ödüllü yazarı Orhan Pamuk, "Suç ve Ceza"nın yazarı büyük romancı Dostoyevski, İspanyol Edebiyatı`nın şaheseri "Don Kişot"a hayat veren Cervantes,zamanının çok sonrasının romanlarını yazmış Ahmet Hamdi Tanpınar, Çağdaş Amerikan Edebiyatı`nın gündemden düşmeyen ismi Paul Auster, Dünya Edebiyatı`na "Beyaz Diş" ve "Demir Ökçe"yi kazandıran Jack London, eserleri onlarca dile çevrilen Yaşar Kemal, Çağdaş Latin Amerika Edebiyatı`nın en ünlü yazarı G. G. Marquez, "Siddhartha" ile Doğu felsefesini Batı`ya tanıtan Herman Hesse, modernleşmeye geçişin sancılarını anlattığı romanlarıyla Halide Edip Adıvar, "Sefiller" gibi bir başyapıtın yaratıcısı Victor Hugo, Moby Dick`in peşindeki Herman Melville, dünya çapında bir kalem olan İhsan Oktay Anar, Vampirlerin Efendisi Kont Drakula`nın yaratıcısı Bram Stoker, Japon Edebiyatı`nın Nobel ödüllü ustasıYasunari Kawabata, tarihsel gerçekçi romanların usta yazarı Kemal Tahir, Rus klasiklerinin olmazsa olmazı "Savaş ve Barış"ın yazarı Tolstoy, "Monte Cristo Kontu" efsanesinin yazarı Alexander Dumas, Endüstri Devriminin sancılarının usta romancısı Charles Dickens, 100 Büyük Romancı`nın hayat hikayeleri, başlarından geçen ilginç ve trajik olaylar, her dönem okunacak romanları hakkında birçok ilginç ve detaylı bilgiyi bulabileceğiniz bir başucu kitabı.

Sabri Kaliç

VIRGINIA WOOLF

Mina Urgan 

0000000057865-1.jpg

VIRGINIA WOOLF

Çağımızın İngiliz ve dünya edebiyatının en etkin yazarlarından Virginia Woolf, evlenmesi ile 1941'deki ölümü arasındaki otuz yılda, aralarında çığır açıcı kitapları "Deniz Feneri" ve "Dalgalar" ile, feminist yaklaşımın çok zekice tartışıldığı "Kendine Ait Bir Oda"nın da bulunduğu on beş kitap yazdı. Aynı dönemde ürettikleri arasında sayısız eleştiri, deneme ve hikaye ile, çok hacimli bir günce de var. Hayatı boyunca akıl hastalığının tehdidi altında yaşayan biri için, hatırı sayılır bir başarı.İngiliz edebiyatına bihakkın vakıf Mina Urgan, Woolf'un hayatı, cinsel sorunları, akıl hastalığı, kişiliği ve ölümünün yanı sıra feminizmi, eleştirmenliği ve roman türünde yapmak istediklerini inceledi. Urgan ayrıca, yazarın başlıca eserlerini de teker teker ele aldı.Ayrıca, Bloomsbury grubu, Hogarth Press, Vita Sackville-West, sonunda kendisini öldürmesine yol açan delilik nöbetleri... Urgan, Woolf'u hem insan, hem yazar olarak hayranlıkla, ama tarafsızca değerlendiriyor.

Mina Urgan 

GÜNLÜKLER

Kazım Karabekir

29238_1423956192_edited.jpg

GÜNLÜKLER

“Günlükler” Kâzım Karabekir Paşa’nın hayatını, günü gününe tuttuğu notlarla kamuoyunun bilgisine sunuyor

“Günlükler kitabı ile Kâzım Karabekir Paşa’nın hayatını, günü gününe tuttuğu notlarla kamuoyunun bilgisine sunmaktayız. Paşa’nın vefatından hemen sonra eşi İclal Hanım’ın son cümleyi yazdığı günün üzerinden 61 yıl geçti. Bu süre zarfında Kâzım Karabekir hakkında çok yazı yazıldı, çok söz söylendi.

Yazılanlarla söylenenlerin bir kısmı gerçeği ortaya koyarken, bir bölümü de Karabekir’in fikir ve eylemlerini çeşitli sebeplerle doğru olarak yansıtmadı.

Osmanlı Devletinin en zor döneminde yetişmiş, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşunda yer almış, ancak Cemiyet Meşrutiyet’in ilânından sonra parti haline geldiğinde ortaya çıkan yanlışlıkları görmüş; Milli Mücadele’nin ilk zaferini kazanmış, Doğu cephesindeki başarılarından sonra elindeki askeri güç ile Batıya destek olmuş; Cumhuriyet’in  kurulmasıyla birlikte devrimlerin halka benimsetilmesi konusunda hassasiyet göstermiş, devlet yönetiminde istibdada her zaman karşı çıkmış olan Kâzım Karabekir Paşa’nın kendisi için tuttuğu bu notlar incelendiğinde, geniş bir dönemi kapsayan çok önemli olaylara tanık olunacaktır.”

Kazım Karabekır

TURGUT ÖZAL

Hikmet Özdemir

Turgut-Ozal---Biyografi-600x315_edited.j

TURGUT ÖZAL

Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Özal’ın liderlik portresini, başarılarını ve yanılgılarını sorumlu bir tarafsızlıkla anlatıyor… Özal’ın, 1927’de başlayıp 1993’e kadar süren 66 yıllık yaşam öyküsü… Bu öykü, Türkiye’nin zorluklar, krizler, başarılar, darbeler, iniş-çıkışlarla dolu ve hayli karmaşık devlet-ordu-toplum-ekonomi-dış ilişkiler, siyasi partiler ve demokrasi kültürünün bir başka açıdan yazımıdır aynı zamanda. Özal’ın biyografisi, yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sinin iç ve dış siyasetini ve daha iyiyi arama çabasını “süreklilik” ve “değişim” eksenlerinde düşünmek isteyenler için de keyifli bir okuma olacaktır. Prof. Dr. Hikmet Özdemir, muhafazakâr mühendis Özal’ın liderlik portresini, başarılarını ve yanılgılarını, onun Türkiye tezlerini bilen isimlerden biri olarak sorumlu bir tarafsızlıkla anlatıyor.

Hikmet Özdemir

Kitaplar

BIR DAMLA MÜRREKEP BIR MILYON KIŞIYI DÜŞÜNDÜREBILIR.

Lord Byron